4 Eylül 2008 Perşembe

ALDATILMA VE ALDATILMA KORKUSU ÜZERİNE

Dün akşam bayanların ağırlıkta olduğu bir yemeğe katılmıştım. Oradan buradan konuştuktan sonra konu erkeklerin eşlerini aldatmalarına geldi. Evli olan bayanlardan bir tanesi eşinin kendisini aldatmadığını ama onun kendisine söylediğine göre bütün arkadaşlarının eşlerini aldattıklarını ve eşini aldatmayan kişinin bir aptal olduğunu söylediklerini söyledi. Yani kocasının arkadaşları gelip kocasına eşini aldatmasını öneriyorlardı. Bir bayan bunu söylerken bekar olan bir başka bayan ise bu sözleri onayladı ve "Tabiki! Hiç bir erkeğe güvenilemez!" dedi. Bir anda bütün gözlerin bir erkek olarak bana döndüğünü fark ettim.
Bu durumda ne söylenebilir ki? 13 yıldır evliyim ve eşimi aldatmadım. Erkeklerin bu şekilde görülmeleri, daha doğrusu bazı kocaların yaptıklarıyla hem eşlerine zarar vermeleri hem de bekarlar da dahil olmak üzere insanların gözünde erkekleri ve evlilikleri küçük düşürmeleri ve bütün bunlara ek olarak erkeklerin diğer erkekleri de eşlerini aldatmaları aksinin aptallık olduğunu söylemeleri ve arkadaşlarını aldatma için kışkırtmaları kabul edilemez. Acı! Neresinden tutulsa da kirli olan bir düşünüş.
Ne yazıkki yaşadığımız dünyada aldatma ve bunu bir erdem sayma gitgide daha da popüler oluyor gibi. Bunda sadece erkekleri suçlamak ne kadar doğru... O da farklı bir konu. Çünkü eşlerini aldatan erkekler bunu bir bayanla yapıyorlar. Yani aldatmak hem erkeğin ama hem de kadının aktif olarak katıldığı bir eylem.
Bekar bayanların etraflarındaki bu gibi eşlerine sadık olmayan erkeklerin hikayelerini dinleyerek evliliklere bakışlarının iyileşebileceğini sanmıyorum. Aksine bu örnekler onların kendilerine uzun vadede zarar verecek önyargılar oluşturmalarına ve buna körü körüne inanmalarına neden olabileceğini düşünüyorum. Bu şekilde düşünmek bir bayanın erkeklere bakışında olumsuz olmasına, önüne çıkan masum erkeklere bile ön yargıyla bakmasına ve bütün hayatı boyunca bekar kalmasına veya eşiyle kuşku/şüphe içinde bir hayat sürdürmesine neden olabilir.
Özellikle bekar olan bayanlara hatırlatmak istiyorum ki: dünya üzerinde hiç bir kötülük sadece erkekler veya sadece kadınlar tarafından yapılmıyor. Günah diye bir ruhsal kirliliğe inanıyorsanız -ki bu durumda günahı tanımlayan bir tanrıya da inanıyor olmalısınızdır- hiç bir günah sadece bir cins, renk veya gurup tarafından işlenmez. Başka bir deyişle dünya üzerindeki hiç bir insanın kötülüğe, yanlışlığa, acı vermeye, üzmeye karşı bağışıklığı yoktur.
Aldatma her yönüyle sağlıklı evlilik ilişkisine vurulan darbedir, sebebi ne olursa olsun? Kim yaparsa da yapsın ve hangi sebebe dayanarak yaparsa yapsın doğru değildir? Kişiler bir davranışı yerine getirirken haklı olabilirler. Ama haklı olmak demek her zaman doğru olmak demek değildir. Evlilikte de ve yaşamın bütününde de doğru olmak haklı olmaktan önce gelir ve gelmelidir. Dolayısıyla bir kişininin eşini aldatması ne kadar haklı gerekçelere dayansa da bile asla doğru olamaz.
Bir erkek olarak çevremde onlarca tane asla eşini aldatmamış ve aldatması çok düşük ihtimal olan kişi tanıyorum. Aynı şekilde pek çok da kadın biliyorum. Onların değer yargıları haklılık arkasında değil doğruluk arkasında gitmektedir. Haklılıklarına değil doğruluklarına odaklanmaktadırlar.
Siz bir bekarsanız ve evlendiğinizde eşinizin sizi aldatabileceğinden korkuyorsanız haklısınız... Eşiniz gerçekten sizi aldatabilir. Ama bunu asla yapmayabilir de. Ben hala dünya üzerindeki evliliklerde, ülkemiz de dahil, çoğunluğun asla eşlerini aldatmadığını ve aldatmayacağına da inanıyorum. Bu dün böyleydi, bugün böyle ve yarın da böyle kalmaya devam edecek diye inanıyorum. Dolayısıyla bekarları teşvik etmek istiyorum.
Dikkat edin ama korkmayın!
Bunun yanı sıra çevrenizde olumsuz örneklerle karşılaştığınız bunu genellememeye çalışın. Çevrenizdeki insanların size verdikleri olumsuzlukları, hislerdeki ve düşüncedeki olumsuzluklar bile olsa, olumlu olanları vererek karşılayın. Onlar erkeklerin veya kadınların kötü olduklarından bahsediyorlarsa siz aslında iyilerin de olduklarından baksedin.
Arkadaş çevrenizi gözden geçirin. Sizi bekarlıkları veya evlilikleriyle bekar kalmaya teşvik ediyor olmasınlar. Kötü bir evliliği olan bir bayan diğer bayanları evlilikten kaçınmaya teşvik ediyor olabileceği gibi daha önce bir kaçtane olumsuz deneyim yaşamış birisi de sizi erkeklerden (veya bayanlardan) uzak kalmak için teşvik ediyor olabilir. Bu arkadaşlık ilişkilerinin alternatiflerine de sahip olmanız sizin için iyi olur.
İhtiyatlı olun ama kaçmayın!
Yakında tekrar görüşmek üzere...

14 Temmuz 2008 Pazartesi

ÇOCUKLARIMIZ VE CİNSELLİK

Vatan gazetesinde yayınlanan bu haberi sizlerle paylaşmak istedim.
Haber şöyle: " Porno film izlemek pahalıya patladı

İki çocuk annesi Y.K. eşini çocuklarının yanında porno film izlerken yakaladı ve...
ESKİŞEHİR’de iki çocuk annesi Yadigar Yurt ile eşi Ömer Yurt arasında porno film izleme meselesinden tartışma çıktı.
Yadigar Yurt, evde çocuklarının yanında porno filmler izlemekle suçladığı kocasını bıçakla hafif yaraladı. İhbar üzerine olay yerine giden polisler karı kocayı ekip otosuyla Eskişehir Devlet Hastanesi’ne götürdü. Acil serviste tedavisi ayakta yapılan Ömer Kurt daha sonra taburcu edildi."

Pek çok gazetede yayınlanan bu haberi siz de görmüşşünüzdür. Haber kısa ve bize pek de detay vermiyor. Ama yine de önemli bir gerçeklere işaret ediyor. Ben bugün sadece bir yönüne değineceğim: Pornografi, evlilikler ve çocuklar.

Gazetenin iddiasına göre adam evinde çocuklarının önünde açık saçık filimler izliyormuş. Neresinden baksanız yanlışlıklarla dolu. Pornografinin bir kişi üzerinde etkisine daha önceki yazılarımızda değinmiştim. Ponografi kişiyi çok yönlü olarak etkilemekte. Sosyal, duygusal, düşünsel , bedensel ve ruhsal (yaratıcıyla ilişkisi açısından) olarak yavaş yavaş ama derinden etkilemektedir. Bu etki asla ve asla yapıcı değildir ama yıkıcıdır.

Habere göre çocuklarda bu izlenilenlere şahit oldular. Adamın tutkusunun ne kadar yıkıcı olduğuna açıkça işaret ediyor. Çocuklarımız çok küçükken onların normal kontrollerini yapan bir doktor arkadaşımızın söylediğini hatırlıyorum. “Çocuklarınızın önünde iç çamaşırlarınızla bile dolaşmayın,” diyordu arkadaşımız. “Erken yaşlarda cinsellikle tanışmak çocuklarda derin travmalara neden olur”.

Bu arkadaşın söylediklerini çok ciddiye aldım. Onun sözlerini asla gericilik veya dindarlık olarak yorumlamadım. Bir tıp adamının bilimsel bir gerçeği dile getirmesi olarak gördüm, saygı duydum ve uyguladım.

Cinsellik hayatımızın doğal bir parçasıdır. Kabul edelim veya etmeyelim bizim çocuklarımız da bir gün cinsellikle karşılaşacaklardır. Ama bunun en sağlıklı bir şekilde olması önemlidir. Onların açık filimler veya resimler izlemeleri asla sağlıklı bir başlangıç değildir. Yukarıdaki ailenin yaşadığı deneyimde eminim çocuklar büyük bir travma geçirmişlerdir ve mutlaka ciddi yardım almaları gerekir.

Eğer evli iseniz ve çocuklarınız varsa size önerim şu:

  • Onları açık içerikli sözlü, görüntülü, sesli veya resimli materyallerden uzak tutun. Evinizde böyle şeyler bulunduruyorsanız bunlardan bir an önce kurtulun.
  • Eğer eşinizle cinsel hayatınızda bir sorun olduğunu düşünüyorsanız bunu size faydalı olmayan yollarla çözmeye çalışmak yerine bir profesyonel yardım almayı deneyim.
  • Çocuklarınızın arkadaşlarıyla birlikteyken onlarla neler yaptığına, nelerden konuştuklarına, nelere ilgi duyduklarına dikkat edin. Çünkü pek çok çocuk açık içerikli materyallere internette veya değil kendi yakın arkadaş gurubundan birisinin yönlendirmesiyle ulaşmaktadır.
  • Çocuklarınızın cinsel bir deneyim (internet, bir şeye şahit olma, taciz, vs.) yaşadıysa ona yardımcı olmanız önemlidir. Bunu nasıl yapacağınızı bilemeyebilirsiniz. Bir profesyonelle görüşüm onun önerilerini izleyebilirsiniz.
  • Çocuklarınıza açık olun. Onların sizlerle konuşmalarına açık olun ve onlara bunun için fırsat verin. Özellikle cinsellikle ilgili konular açıldığın konunun üstüne kapatmayın ama onların anlayacağı bir dilde bilmeleri gerektiği kadarıyla bilgilendirin.
  • Onları var olabilecek tehlikeler konusunda uyarın ve sizinle konuşmaları için teşvik edin.
  • Onlarla zaman geçirin. Onların sorunlarıyla ilgilenin, yardım edin, beraber eğlenceli şeyler yapın, onları geliştirecek faliyetlerde onlarla birlikte olun ve onları teşvik edin. Sevginizi göstermekten çekinmeyin.

9 Haziran 2008 Pazartesi

ÇOCUKLARIMIZ VE "YOĞUNLUĞUMUZ"

Aşağıda bir gazete haberini sizlerin dikkatine sunmak istiyorum.
"Annesinin acısına dayanamadı; kendini astı!

Kansere yenik düşen anne ve dedesinin acısına dayanamayan çocuk çareyi ölümde buldu
DHA


Lancaster bölgesinde dedesi ve annesini 8 ay arayla kaybeden Joshua Aldred odasında kendisini asarken onu bulan anneannesi hemen hastaneye kaldırılmasını sağladı. Ancak, Joshua Alfred yaşama döndürülemedi.
Küçük Joshua'nın dedesi, Temmuz 2007'de prostat kanserine yenik düşmüş, annesi 42 yaşındaki Sarah, 8 ay sonra vücudunu saran meme kanseri nedeniyle kurtarılamamıştı. Dünyası yıkılan Joshua'nın evde ve okulda yine de mutlu olmaya çalıştığını söyleyen babası, "Joshua, annesini çok özlüyor ve sıklıkla ondan bahsediyordu. Okul hayatında bir değişiklik görmedik, genelde mutlu bir çocuktu" diye konuştu."


Yukarıdaki gazette haberi, çocukların da çevrelerinde olan ve bitene ne kadar duyarlı olduğunu gösteriyor. Özellikle ailedeki öneli kişilerin kayıbı/ölümleri onlarda da büyük acıya sebep oluyor. Büyükler genel olarak başkaları tarafından teselli edilip iç dünyalarında olanları dışarıya daha kolay çıkarma şansına sahip oluyorlar. Ama çocuklar, herkes büyüklere odaklandığı için veya büyükler tamamen merkezde oldukları için, ihmal edilip yalnıl bırakılabiliyorlar.

Yukarıda anlatılan olay çok trajik. Ama bu kadar uç bir örnek olması bizim gözlerimizin daha kolay açılmasına neden olabilir. Anne-babalar yukarıdaki gibi hayatlarında önemli ve değerli kişileri kaybetmedikleri zamanlarda bile, örneğin gelen misafirler, iş hayatındaki yoğunluk, sosyal hayattaki uzun veya sonu gelmeyen aktiviteler sebebi ile çocuklarını ihmal edebiliyorlar. Anne-baba kendi dünyalarına o kadar yoğunlaşmış olabilirler ki çocuklarının seviyesinde ne olup bittiğinin farkında bile olamayabilirler.

Özellikle meşgul bir hayat düzeniniz varsa, veya son zamanlarda farklı nedenlerle sürekli dikkatiniz ailenizin dışına yöneldiyse belki yavaşlayıp, soluklanıp çocuklarınızın içinde neler olup bittiğine göz atmanız iyi olur. Onlarla zaman geçirmeniz, beraber hiç kimsenin olmadığı ortamlar oluşturarak aile birliliğini ve sevgisini yeniden onlara hatırlatmanızda fayda var.

Kimbilir, belki bütün hayatınızı yeniden sizin için gerçekten önemli olaması gereken şeyler etrafında kurma zamanınız gelmiştir. Çünkü, biliyoruz ki, insanlar önceliklerini ne kadar iyi bilirlerse bilsinler zaman zaman onlar üzerinde tekrar düşünüp, onları gerçekten ön planda tutup tutmadıklarını gözden geçirmeleri gereklidir. Aksi halde önceliklerimiz artık önceliklerimiz olmayabilir ama biz bunun farkında bile olmayabiliriz.

Yukarıdaki gazetenin verdiği haber çocuklarını ihmal eden bir aile hakkında değil elbette. En azından bunu haberde okumuyoruz. Ama bu haber en azından bizim kendi hayatımıza bakmamızı, çocuklarımızı görmemizi / onların farkına varmamızı sağlayacak kadar dokunaklı. Bu sebeple belki ihtiyacı olanları uyandırabilir diye düşündüm.